10 Nisan 2015
Uzun bir süredir, her gece yatmadan önce telefonuma resmini kaydettiğim bir çocuğun saçlarını severek, ona ve diğer çocuklara dua ederek uykuya dalıyorum. Bazen dualarımda o kadar çaresiz kalıyorum ki, düşündükçe ve yardım edemedikçe uykularımı mülteci topraklarına kaçırıyor ardından kendimi ilahi adalete teslimiyette buluyorum.
O çocuğun adı Hudae. Suriye’deki Esed zulmünden kaçmış bir mazlum. Türkiye Gazetesi’nde görev yapan Osman Sağırlı, fotoğrafı Türkiye’deki Atma Mülteci Kampı’nda çekmiş. Fotoğrafta çocuk, dudaklarını büzüştürüp, gözlerini akamayan damlalarla doldurmuş. Ellerini dimdik havaya uzatarak sanki beklediği bir sonra doğru kendini teslim ediyor. Fotoğrafın hikâyesini Türkiye Gazetesi’nden öğrenelim:
“Osman, bu yılın ocak ayı başında sınırın öte yanındaki durumu izlemek üzere Suriye'ye geçti. Osman Sağırlı'nın dolaştığı yerlerden biri de Atma Mülteci Kampı’ydı. Çamurlara gömülmüş çadırlarda hayatta kalma mücadelesi veren insanların dramı onu üzmüştü. Kampta çektiği fotoğrafları haber toplantımızda gösterirken birisinde durdu. Ellerini kaldırmış bir çocuğun fotoğrafıydı bu... O anın içini çok burktuğunu söyledi. Ertesi gün de havaya kalkan o minik ellerin hikâyesini yazdı gazeteye:
‘Yüzü bir anda geriliyor... Alt dudağını dişlerinin arasına sıkıştırıp ellerini yavaşça havaya kaldırıyor... Tek kelime etmeden olduğu yerde öylece kalıyor... Kendisine doğrultulan fotoğraf makinesini silah zanneden çocuğu teselli etmek hiç de kolay olmuyor... Adı Hudea, o henüz 4 yaşında... Hama'daki bombardımanda babasını kaybetmiş. Annesi ve üç kardeşiyle Suriye'nin Türkiye sınırındaki Atma kampına sığınmış.’ "
Şimdi içinizden yükselen hıçkırığı tutun. Çünkü size, Kanal a’daki Gözden Kaçanlar programından hatırladığım kadarıyla, Suriye’de yıllardır iç savaşın izlerini süren Tülay Gökçimen’in şahit olduğu bir olayı aktarmaya çalışacağım.
Esed’in varil bombalarını ve kimyasal silahlarını fütursuzca kendi insanlarının üzerine yağdırdığı günlerden biri. Çok sayıdaki yaralı tedavi olabileceği en yakın hastaneye ya da hastanemsi noktalara götürülüyor. Kimyasal silah kullanımı nedeni ile getirilen yaralılara da çok titiz davranılıyor. Çünkü kimyasal bulaşmış hastadan, tedavi eden insanlara geçecek herhangi bir etkene karşı çare yok. Henüz kundakta olan yaralı bir bebek getiriliyor tedavi noktasına. Doktor bebeği kontrol ederken, bebeğin dudağı ile burnu arasında bir beyazlık görüyor. Kimyasal silah kullanılmış olabileceğini düşünüp bebekten uzaklaşarak, bebeği getiren kişiyi aramaya başlıyor. Diğer doktorlar ve hastaların tedavisine yardım edenler de bebeğin yüzündeki beyaz bulaşıklığa tanı koymaya çalışıyorlar. Ancak nafile… Derken bir süre sonra bebeği oraya getiren kişi çıkıyor ortaya. Ve o beyazlığın açıklamasını yapıyor: “Bombardıman sırasında bebek annesini emiyordu, annesini kaybettik yavrusunu buraya getirdik”… Bebeğin ağzındaki beyazlık kimyasal silah kalıntısı değil, ağzından emip Esed’in bombardımanla burnundan getirdiği annesinin sütüymüş…
Çocukların açlığından faydalanıp onlara ekmek atan ve o çocuklar tam ekmeği alacakken onları vuran sniperları anlatan Tülay Gökçimen’in İHH desteği ile çektiği ‘Savaşın Çocukları’ belgeselinde sizlere aktardığım hikâyeden çok daha fazlası mevcut. Belgeselin fragmanında gülümseyen yüzleri ile evsiz yurtsuz kalmak istemediklerini haykıran ve Esed’e kızgın çocuklar var. Kollarını kaybetmiş bir erkek çocuğunun, yetişkin bir erkek olduğunda gerçek kollara sahip olmak istediğine ya da bacaklarını kaybetmiş başka bir çocuğun annesinin Esed bombardımanında nasıl başının öne düştüğünü gösterip, büyüyünce doktor olmak istediğini söylemesine şahit olmak bile Esed zulmüne destek verenlere karşı düşman olmak için yeterli…
Esed, Suriye’de kalan diğer çocukların ellerini ayaklarını kopartmaya, annelerinden emdiği sütü burnundan getirip vatanından etmeye, ağızlarındaki emziklere kan bulaştırmaya devam ediyor. Onun yağdırdığı bombaların neye benzediğini bilmeyen çocuklar ise daha henüz 4 yaşında olmasına rağmen ölümün soğuk nefesini ensesinde hissederek fotoğraf makinasını silah zannedip dimdik kollarını yukarı kaldırıp sessizce teslim oluyorlar…
Ama unutmasın zalimler: “Elbet bir gün ayaklarınızın altında ezdiğiniz çocuklarımız da dile gelecek. Ve onlar kalemleriyle sizi vuracaklar...”
seslimakale.com
@ElvanKavi
YORUMLAR
1878 kez izlendi
921 kez izlendi
1073 kez izlendi
2293 kez izlendi
YORUM YAPIN
Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.