ÇOCUK ve AİLE

Sema Maraşlı : Karma Cinsiyet (Androjen) lerin Hızlı Artışı

Tarih
20 Aralık 2019
İzlenme
Kişi
Yazar
Sema Maraşlı

 “Androjen kimlik” tanımı  “Karma kimlik” “Karışık cinsiyet rolü ” anlamında kullanılıyor. Ne kadın ne erkek ikisinin karışımı. Hem kadın hem erkek, ikisinin özelliklerini de karma olarak taşıyan. Yani TCE (Toplumsal Cinsiyet Eşitliği) nin kurguladığı üçüncü cinsiyet.

Androjenler tek cinsiyeti reddediyorlar.

Bir KPSS eğitim sayfasında androjen  tanımı  şöyle:

“Androjen kimlik/kişilik/cinsiyet rolü: Hem erkeksi hem de kadınsı özellikleri yüksek düzeyde sergileyen bireylere denir. Çağdaş toplumlar yeni nesilleri androjen kişiliğe uygun bir şekilde eğitirler.”

Umarım nesilleri andojen yetiştirecek kadar çağdaş olmayız demek istiyorum fakat yapılan araştırmalar gençlerdeki cinsiyet rollerinin bozulmasının son derece hızlı olduğunu gösteriyor. Sonuçlar dini hassasiyeti olan kişilere göre bozulma, onlara göre çağdaşlık.

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin hedefi androjen bireyler üretmek. Şiddetin sebebi olarak erkekliği gösteriyorlar. Maksat erkeklerin, erkeklikten utanması “ben şiddet gösteren erkeklere benzemiyorum, bakın ben kadına benziyorum” psikolojisine girmelerini sağlamak. Erkekliği azaltmadan androjenleri artıramıyorlar.

Erkekler erkekliklerinden vazgeçerlerse şiddet bitecekmiş: “Ay şekerim manikürüm geldi” “Akşam kek yapıp Canan’mı çağırsam Levent’i mi? İkisi de olur ikisi de uyar” tarzı eşcinselliği, fuhşu normal  kabul eden karma cinsiyetler hedefleniyor.

Medyada şiddet haberleri her gün gündemde tutularak kadınlara da “sen aciz, ezilen, taciz edilen, zavallı bir cinsiyetsin, kırılgan grupsun, bırak bu cinsiyeti, erkek gibi saldır ki güçlen” mesajı veriliyor.

Karma bir cinsiyet falan değil bu aslında; erkeği kadın, kadını erkek yapmaya çalışıyorlar.İki cinsiyeti bir arada taşımak mümkün değil. Bir taraf ağır basacaktır.

Ailelerin “oğlum kız gibi davranıyor ne yapalım” çırpınışları var fakat “kızım erkek gibi davranıyor ne yapalım” diyen yok. Kızların erkek gibi davranması aileleri rahatsız etmiyor oysa bu da önemli bir problem fakat oğulları kadınlaştığında rahatsız oluyorlar.

Son yıllarda kadınlar saldırgan olmaya ba��ladı. Erkeksi kadınlar normal bir erkek gibi değil, ruh hastası maço bir erkek gibi davranıyorlar.

Erkekler ise kırılgan kadınlar gibi davranıyorlar. Fazla duygusal ve fazla korkak olmaya başladılar.

Bu şekilde şiddet azalır mı? Hayır. Sadece yön değiştirir, isim değiştirir. Ortada kadın da erkek de kalmayacağı için cinayetlerde ölen kadın da olsa “kadına şiddet” denmez de “androjen bireye şiddet” denir.

İki cinsiyeti bir bedende taşımakta zorlanmaktan dolayı psikolojisi bozulacak androjenlerin şiddet haberleri bu günleri mumla aratacaktır. Sonra da androjen şiddetini bitirmek için çözüm olarak “insandan insana bir hayır yok, en iyisi biz size robot verelim” diyecekler. Batı’da artık robotlarla evlilik konuşuluyor.

Sanayi devrimi feminizmi doğurdu, robotlar devri de kadını da erkeği de yok ederek üçüncü cinsiyeti doğurmaya çalışıyor. Yeni dünya ve yeni insan tasarımı. Tanrıcılık oynamaya çalışan şeytani güçler dini ve cinsiyeti yok etmeye çalışıyorlar.

Dinimizin lanetlediği kadın ve erkeğin birbirine benzemesi insanı kimlik bunalımına götürecektir. Günümüzde ateizmin bu kadar artmasında bir etken de cinsiyetlerin bozulmasıdır. Cinsiyetini reddeden kişinin dini kabul etmesi pek olası bir durum değildir.

Androjen gibi havalı bir isim de olsa işin aslı cinsiyetsizlik fakat onlar androjeni tercih ediyorlar.  Cinsiyetsizlik kimliksizliktir. Maalesef ki gençler arasında cinsiyetsizlik hızla yayılıyor. Bu aynı zamanda “cinsel yönelim” denen sapkın ilişkilerin yayılma hızını  da gösteriyor.

Toplumsal cinsiyet eşitliği savunucularının yaptığı şu araştırma gençlerin cinsiyetsizlik konusunda geldiği durumu göstermek açısından önemli. Ki araştırma 2017 ye ait. Bu sayılar şimdi çok daha fazla artmıştır.

androjen ile ilgili görsel sonucu2017’de Dokuz Eylül Üniversitesinde lisans öğrenimine devam eden 2255 öğrenci (1238 kadın, 1017 erkek) katıldığı cinsiyet rolü ve cinsiyet değişkenlerinin toplumsal cinsiyet algısı üzerindeki etkisinin incelenmesi üzerine yapılan araştırmaların sonuçları toplumsal cinsiyet eşitliğinin amaçlarını ve yapılan çalışmaların sonuçlarını göstermesi bakımından önemli.

Araştırmaya katılan kadın öğrencilerin

%36.8’inin kadınsı cinsiyet rolüne,

%11.6’sının erkeksi cinsiyet rolüne,

%28.8’i androjen cinsiyet rolüne ve

%22.8’inin belirsiz cinsiyet rolüne sahip olduğunu gösteriyor. 

100 kız öğrenciden sadece 36 sı kendini kadın olarak tanımlıyormuş. Androjen ve cinsiyetsizleri aynı kategoriye alırsak 100 üniversite öğrencisi genç kızdan 40 ı kendini cinsiyetsiz olarak tanımlamış, kendini erkeksi bulanları da eklersek toplamda yüzde 52 kız öğrenci cinsiyetsiz çıkmış. Sadece yüzde 36 sı yaratıldığı cinsiyette kalmış. Buradan bakınca İstanbul Sözleşmesi oldukça başarılı olmuş.

“Kadın öğrenci” tanımı da feministlere ait. Kadın dedikleri lise mezunu 17-18 yaş üzeri üniversiteyi kazanmış, üniversiteli genç kızlar. Fakat genç kız tanımında masumiyet olduğu için olmalı ki cinsel özgürlüğü savunduklarından dolayı kadın olmayı dikte ederek, kadın öğrenci, demeyi tercih ediyorlar.

Araştırma sonucuna göre erkek öğrencilerin durumu da şöyle:

%36.2’si erkeksi cinsiyet rolüne,

%6.6’sının kadınsı cinsiyet rolüne,

%29’unun androjen cinsiyet rolüne ve

%28.2’sinin belirsiz cinsiyet rolüne sahip olduğunu göstermektedir. “

100 erkek öğrenciden sadece 36 sı kendini erkek olarak tanımlıyormuş. Yüzde 29 u kendini androjen yüzde 28 i belirsiz cinsiyet yani cinsiyetsiz olarak tanımlıyormuş. Yani toplamda 100 erkekten 57 si cinsiyetsiz.  Toplumsal cinsiyet eşitliğinin mayası gençler arasında fena tutmuş.

Araştırmaların sonuçları kadar sonuçların yorumları da kötü. Bu araştırmayı yapanlar sonuç açıklanmasında erkeksi olmayı şiddet sebebi, kadınsı olmayı da şiddete maruz kalma sebebi olarak yorumlamışlar.

Yine en iyisi androjen olmak olarak gösterilmiş. Şöyle demişler:

edis başörtü ile ilgili görsel sonucu“Araştırmanın amaçları doğrultusunda üniversite öğrencilerinin cinsiyet rollerine göre dağılımı incelendiğinde de erkeklerin %36’sı kendilerini erkeksi (maskülen) rolde tanımlarken; kadınların da %36’si kendilerini kadınsı (feminen) rolde tanımlamışlardır.

Erkeksi rol, erkeğin kadından üstün olduğu düşüncesini beraberinde getirmekte ve ikili ilişkilerdeki şiddet son derece normal olarak kabul görmekte, bu bakış açısı da kadına yönelik şiddete tolerans göstermeyi beraberinde getirebilmektedir. Benzer şekilde kadınsı cinsiyet rolü de kadının daha pasif olması temeline dayandığı için kadınları tacize ve şiddete maruz kalmaya daha yatkın hale getirebilmektedir.

Araştırmada cinsiyet rolü ile ilgili elde edilen bir diğer bulgu da kendini androjen rolde tanımlayan kadınların ve erkeklerin oranının yaklaşık 1/3 olduğudur.

Androjen cinsiyet rolünün görülmesi, kadınların erkeksi, erkeklerin de kadınsı özelliklere de sahip olduğunun bir göstergesi olarak düşünülebilir. Buradan yola çıkılarak androjen rol, bireylerin hem kendi cinsiyetine hem de diğer cinsiyete uygun bulunan rollerin ikisini de yüksek düzeyde benimsemesi olarak tanımlanabilir.

Geleneksel standartlara uymayarak hem erkeksi hem de kadınsı rollerin yüksek düzeyde benimsenmesinin avantajlı bir durum olduğu söylenebilir. Çünkü kadınların yüksek oranda işgücüne katılmasının ve erkeklerin sıklıkla ev işleriyle ilgili rolleri paylaşmasının değişen bir toplum yapısına işaret ettiğinden bahsedilmektedir.

hande yener yeni tarz ile ilgili görsel sonucuBu bağlamda da bu araştırmada hem kadın hem de erkek katılımcıların yüksek oranda androjen cinsiyet rolü özelliği göstermeleri toplumumuzdaki değişimin habercisi olarak yorumlanabilir.” [1]

Araştırma sonuçları bizim açımızdan gerçekten korkunç. Avrupa Birliği, güya kadına şiddet bitsin diye fon adı altında başta resmi kurumlar ve kadın dernekleri olmak üzere, kadına şiddet başlığında, yapılan projelere milyon dolarlar akıtıyor. Bu gelen paradan vazgeçmek istemeyenler “kadına şiddet” haberlerinin arkasına sığınıp işlerine devam ediyorlar fakat bu millet bu yapılanları unutmaz.

Cinsiyete her taraftan saldırı var. Moda,  medya, şiddet haberleri, kanunlar, feminist kadın derneklerinin çalışmaları derken cinsiyetsizlik gençler arasında oldukça etkili olmuş. Fakat hâlâ yeterli görülmüyor, androjen bireyler medyada daha da öne çıkarılmaya çalışılıyor.

Uzun zamandan beri defileler de androjen mankenler yer alıyor ve gazete sayfalarında yer buluyordu fakat model alınacak çok daha ünlü kişilerle çalışılmaya başlanmış görünen duruma göre.

Son günlerde gençlerin çok takip ettiği ünlüler de androjen giyimi tercih etmeye başladılar. Edis ve Hande Yener adındaki şarkıcılar sosyal hesaplarındaki eski bütün fotoğraflarını silip (geçmiş cinsiyetini yok ediyor) yeni versiyonlarını sahneye koydular.  2020 yeni imajları androjen giyim tarzı.

Şarkıcı Edis’in yeni imajı, Edis, Geçen yıl Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu Sözcüsü olmuş. BM dünyada nüfus planlamasını gençleri androjen yaparak kontrol etmeyi düşünüyor olmalı.

Tabii ki cinsiyetsizleştirmenin tek amacı nüfus kontrolü değil. İnsanı yalnızlaştırmak ve en son robotlara muhtaç hale getirmek.

Cinsiyetsizleştirme yolunda karanlık güçlerin beklemeye sabrı kalmamış olmalı ki her yönden saldırıyorlar.

BM nin parayla satın alabileceği kişiler de her ülkede çok olduğu için parayı bastırıp androjen üretimine geçebiliyorlar.

Cinsiyete karşı açılan savaş, aynı zamanda dine de insanlığa da açılan savaştır. Kadın ve erkeği öldürmek insanı öldürmektir.

Dinimiz, cinsiyetin ve neslin korunmasını emreder. Cinsiyetizliği gizli ya da açık desteklemek, dine ve insanlığa açılan savaşta düşman tarafında paralı asker olmaktır.

yazının devamı

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

Hiç yorum yapılmamış

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
ÖNE ÇIKANLAR Tümü
YAZARLAR
SESLİ MAKALE YAZARLARI

Copyright © 2020 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

; ;