SİYASET

Muhsin Kızılkaya : Müzakere!

Tarih
26 Ocak 2016
İzlenme
Kişi
Yazar
Muhsin Kızılkaya

BAŞTAN beri şuna inanıyorum:

Çözüm süreci akamete uğramasaydı, her şey yolunda gitseydi, Öcalan’ın istediği “izleme heyeti” oluşturulsaydı da, 7 Haziran seçimlerinden sonra PKK ne yapıp edecek, bir yolunu bulup yeniden “devrimci halk savaşını” mutlaka başlatacaktı.

Çünkü onlar devletten “özerklik”, devlet de onlardan “silah bırakarak gelip demokratik hayata katılmalarını” istiyordu.

Bunlar birbirine uzak iki fikirdi ve bu konuda anlaşmak bir hayli güç görünüyordu.

*

İmralı’yla görüşmeler sürerken, Suriye’de olup bitenler PKK’nın iştahını tekrar kabarttı.

Çünkü Öcalan’ın İmralı’da geliştirdiği “teorinin”, Suriye’de “pratiğe” dönüşme ihtimali tarihsel bir fırsat olarak aniden önlerine çıktı. Esad rejimine tek kurşun sıkmadan, Kürtlerin vatandaş bile sayılmadığı, nüfus cüzdansız yaşadıkları, mal mülk edinemedikleri Suriye’de rejim, muhalefetin gücünü kırmak için, Kürtlerin yaşadığı bölgenin önemli bir kısmını PYD’ye, dolayısıyla PKK’ya terk etti.

1999 yılında Öcalan’ı bir gece ansızın topraklarının dışına çıkaran, Kürtlere karşı giriştiği katliamlarda Saddam’dan geri kalmayan Esad yönetimi aniden “PKK dostu” kesildi. “Kantonlara” izin verdi, o “kantonların” yaşaması için orada iş yapan memurlara düzenli olarak maaş ödedi, zaman zaman muhaliflere karşı kullanmak üzere silah yardımı yaptı, içeride muhalif Kürt gruplarının ezilmelerine, işkence görmelerine, sürgüne gitmelerine sesini çıkarmadı.

Böylece bir taşla iki kuş vurdu.

Hem içeride muhalefeti güçsüzleştirdi, hem de dışarıda düşman gördüğü Türkiye’ye karşı savaşan bir örgütün eline önemli bir fırsat vererek onun Türkiye’de “istikrarı bozmasına” imkân tanıdı.

Esad PKK’yı Türkiye’ye karşı kullanırken, PKK orada tek kurşun atmadan “devrim” yaptığını sandı.

*

Şimdi bu “devrimi” Türkiye’ye “ihraç” etmenin tam zamanıydı.

Barış süreci, Türkiye’nin güneydoğusunu bu “devrimin arenası” haline getirmek için mükemmel bir fırsattı.

Sürecin ta başından itibaren hendekler bu yüzden kazıldı, silahlar bu yüzden depolandı, mahalleler bu yüzden işgal edildi, halkın evlerine bu yüzden girildi.

Onlara göre, Kobani’den mülhem ABD arkalarındaydı. Dünya kamuoyu onları DAİŞ’e karşı savaşan tek seküler güç olarak görüyordu, İran destekliyordu, Suriye rejimi zaten dosttu; hem Türkiye de iyice yalnızlaşmıştı. Hele bir de 7 Haziran seçimlerinde HDP barajı aşarsa, yeme de yanında yat! Halk desteği de tamamdı!

Böyle bir ortamda Türkiye ile girilecek bir “halk savaşı” çok kısa sürede “zaferle” sonuçlanacak, onlara kalan sadece “demokratik özerkliği” ilan edip “özyönetimi” kurmak olacaktı.

“Somut koşulların somut tahlili” buydu.

*

Her şey tam da istedikleri gibi gitti.

Yukarıda saydığım her şey oldu.

Geride “savaşı başlatmak için” bir bahane gerekiyordu. Onu da çabuk buldular. Devlet dünya barajlar literatürüne girecek yeni bir baraj türü bulmuştu. “Askeri baraj!” yapıyordu, daha ne olsundu!

Bu bahaneyle savaşı başlattılar.

Savaş süreciyle birlikte hesapları şuydu.

Devlet dediğin zaten zalim bir şeydi. Şimdiye kadar bütün isyanları kıyımla, katliamla bastırmıştı. Bu kez de öyle yapacaktı! Halk şehirlerde ayaklanınca devlet zücaciyeci dükkânına giren fil gibi davranacaktı.

Peşinden gelsin KCK’nın “radikal demokrasi” adını verdiği yönetim biçimi...

Dünya yepyeni bir devrimi böylece selamlayacak, bütün insanlık için bir kurtuluş yolu açılacaktı.

*

Ama hesaba katmadıkları bir şey vardı.

Devlet eski devlet değildi artık.

Onlar 90’lı yılların eski Kemalist ceberut devletini karşılarında beklerken, “yeni Türkiye”nin kabuk değiştirmiş yeni devletiyle karşılaştılar.

Kürtler, onların başlattığı “isyanın” yanına geçip devletle savaşacağına, artık varlığını tanımış, kimliğini inkâr eden uygulamalara son vermiş, bundan böyle “Kürt’e Kürt” diyen yeni devletinin yanına geçti.

Böylece oyun planları bozuldu.

Yanlış hesap Cizre’den, Silvan’dan, Sur’dan dönünce de “müzakereye aracı olsunlar” diye bu kez, aynı ideolojinin suyuyla yıkanmış birtakım akademisyenleri devreye soktular.

Onların aracılığıyla “müzakerelere dönme” çağrısı yapıyorlar.

Sormazlar mı adama:

“Müzakereyi” bırakıp “Ben devrimci halk savaşına gidiyorum” diyen siz değil miydiniz?

Habertürk
26 Ocak 2016

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

Hiç yorum yapılmamış

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
ÖNE ÇIKANLAR Tümü
YAZARLAR
SESLİ MAKALE YAZARLARI

Copyright © 2020 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

; ;