SİYASET

Muhsin Kızılkaya : Masaya dönmek!

Tarih
11 Ocak 2016
İzlenme
Kişi
Yazar
Muhsin Kızılkaya

Orta yerde bir masa vardı.

O masada, bu memlekette konuşulmayan her şey konuşuluyordu.

Otuz yılı aşkın süren silahlı mücadele, yıkım ve ölümden başka bir şey getirmediği için o masa kurulmuştu zaten. Üstelik o masayı kurma teklifi bizzat Öcalan’dan gelmişti.

Ona göre, “Artık silahlar susacak, fikirler konuşacak”tı.

Devlet de buna inanmak istedi.

O yüzden o masa kuruldu.

Her şeye rağmen, onca milliyetçi “dirence”, onca “ihanet” suçlamalarına karşın o “baldıran zehri” içilecekti.

 

Ve iki yıl süren bahar böyle başladı.

Örgüt militanları silahlarını bırakacak, gerekli yasal ve Anayasal değişiklikler yapılacak, bir daha silah ve şiddetten medet umulmayan bir iklim yaratılacak, herkes gelip demokratik nizama katılacak, fikirlerini serbestçe ifade edecek, yasalara göre kurulmuş siyasi partilerde örgütlenecek, sonra Meclis’e gidip orada çare bulunmayan dertlerine çare arayacaktı.

Bu dertler her türlü olabilirdi. Siyasi, ekonomik, etnik, dini, kültürel, sportif... Ne isterseniz!

Doksan yıldan beri her türden siyasi fikre sahip insanların aradığı demokratik dönüşüm, Kürt meselesinin halliyle beraber, yol almaya başlayacaktı.

Hükümetin bu konudaki fikri netti:

“Elindeki silahı bırak, gel siyasi hayata katıl!”

 

“Masanın öteki tarafında olanlar” ise, ne yazık ki meseleye hükümetin baktığı gibi bakmıyorlardı.

Öcalan’ın 1999 yılında bitirdiği “devrimci halk savaşı” hâlâ onların içinde bir ukdeydi. Bütün hazırlıklarını ona göre yapmışlardı. Hatta Karayılan’a göre önderleri onları “gafil avlamış, barışa zorlamış”tı.

Onlar Öcalan’ın direktifi üzerine “kerhen” masadaydılar.

Amaçları belliydi. “Masada kaldıkları” sürece devletten isteyecekleri tek bir şey olacaktı:

“Silahları bırakırız, ancak bölgede kuracağımız özyönetimle orayı biz yöneteceğiz.”

Masada konuşulan diğer her şey teferruattı.

Bu da olmayan duaya amin demekti!

 

Devletin, o bölgenin yönetimini, onların istediği biçimde kendilerine kolay kolay vermeyeceğini bildikleri için de, “masa etrafında dolanarak” silah depolamaya, hendek kazmaya, barikat kurmaya, mayın döşemeye başladılar.

HDP aracılığıyla 7 Haziran seçimlerinde bölgede yaşayan halktan yüzde 80’e varan bir destek alınca da, tekrar “devrimci halk savaşı”nı başlattılar.

Yani “masa devrilmeseydi” de onlar yine “isyan” edecekti.

Çünkü bütün plan bunun üzerine kurulmuştu.

Ama yanlış hesap Varto, Silvan, Cizre ve Sur’dan döndü.

Halk kazılan hendeklere girip “serhildan” a katılmadı, kala kala o çukurlarda reşit olmamış çocuklar kaldı. Yüzlercesi öldü.

Ve bugüne geldik.

 

Şimdi tekrar “masaya dönmekten” bahsediyorlar.

Elbette, “masada oturmak”, her zaman “ayakta durmaktan” iyidir. Elbette barış, savaştan iyidir. Elbette “asıl olan hayat”tır.

Elbette ölüm kalleştir. Elbette...

Ama en çok barışa ihtiyacı olanın, ona daha çok sahip çıkması, onu pamuklara sarması, ona gözü gibi bakması gerekmiyor mu?

 

Kürtlerin tam kırk yıldan beri başı rahat bir yastık yüzü görmedi.

Son iki yılda birazcık olsun yüzleri güldü.

Son iki yılda oturup çocuklarının yasını tutabildiler.

Son iki yılda bir rahat nefes aldılar.

Son iki yılda yaylalarına çıktılar, köylerine döndüler.

Son iki yılda rahatça dağlarında pancar topladılar.

Son iki yılda “Yaşıyoruz çok şükür” dediler.

“Ertelenmiş hayatlarına” son iki yılda kaldıkları yerden devam edebildiler.

Yani sadece silahların sustuğu dönemde yaşayabildiler, o kadar!

Ama onlar, acılarla yoğrulmuş, o munis, o sokulgan, o gariban halka çok gördüler bu hayatı.

Bir bölgeyi yönetme uğruna bir halka hayatı zehir ettiler.

 

Ümit Fırat hatırlattı geçen gün:

Kürtlerin kendi kendini yönetmesi neden Kürtlere “demokrasi” getirsin ki?

Her kendi kendini yöneten demokrasiyle mi yönetiyor?

Türkler kendi kendini yönetiyor, hem de binlerce yıldan beri... Öyle ise Türk solcuları neden hâlâ “demokrasi, demokrasi” diye tepiniyorlar?

Bir yeri yönetme yetkisini alıp, o yerin baskıdan, sömürüden azade olacağını nasıl garanti edebiliyorsunuz?

Hem de defalarca ispatlanmış olan o totaliter ideolojinizle...

O baskıcı KCK sisteminizle...

 

Masaya dönmenin şartları bellidir ve çok basittir.

“Devrimci halk savaşı” rüyasından uyanın!

Hendekler kazarak ihlal ettiğiniz halkın gündelik hayat özgürlüğüne, dolayısıyla “kamu düzenine” saygılı olun!

O yüzden hendekleri behemehal kapatın!

Silahla, külahla hiçbir sorunun hallolmadığını görün!

Silahlı mücadelenin “miadını doldurduğuna” en azından bir zamanların Osman Baydemir’i kadar kendinizi inandırın!

O vakit konuşulmayacak hiçbir şey yok bu memlekette.

Her şeyi konuşabiliyoruz artık.

 

Ezcümle, silahları gömün, parlamentonun sorun çözme yeri olduğuna inanın; masa orada!

Hem de Edip Cansever’in şiirindeki gibi bir masa!

Habertürk
11 Ocak 2016

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

Hiç yorum yapılmamış

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
YAZARLAR
SESLİ MAKALE YAZARLARI

Copyright © 2020 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

; ;