EĞİTİM

Gülay Göktürk : Geçmiş böyle yaşanmasaydı…

Tarih
20 Eylül 2014
İzlenme
Kişi
Yazar
Gülay Göktürk
20 Eylül 2014...Başbakan Davutoğlu’nun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye’de din derslerinin zorunlu olmasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bulan kararından sonra yaptığı itirazı dikkatle okudum.
Öncelikle, Davutoğlu’nun, biraz da IŞİD gibi anomalileri işaret ederek “Eğer dini devlet okullarında doğru dürüst öğretmezsek bu tür sapmaların önünü açmış oluruz” mealindeki sözlerini pek ciddiye almadığımı belirteyim.
Türkiye’de din dersinin 1980’de yapılan anayasa değişikliğiyle zorunlu hale geldiğini; 1980’e kadar seçmeli olduğunu hatırlatalım bir kere... Peki ne oldu 80 öncesinde yetişen kuşaklara? Topu birden ateist mi oldular? Böyle bir zorunluluk olmadığı için “ahlaki bir çöküntü” içinde miydi toplum ve ancak 80’den sonra din dersi zorunlu olunca mı toparladı?
Aslında değişen bir şey yok; çünkü bana sorarsanız bu dersin herhangi bir etkisi de yok. Hepimiz o sıralardan geçtik ve ben şimdiye kadar o dersi okudu diye daha dindar olmuş birine rastlamadım. Ayrıca, pek bir şey öğrenmiş birine de... Hepimiz din dersinin tıpkı askerlik dersi, resim ya da müzik gibi, çalışmadan yüksek not alınan “beleş” derslerden biri olarak hatırlarız.
Toplumsal hafızayı yok sayamayız
Bu gerekçeyi bir yana bırakırsak, denilebilir ki yeni kuşakların okullarda birçok konunun yanı sıra, toplumların şekillenişinde belirleyici bir rolü olan din konusunda da bilgilendirilmelerinin ne gibi bir zararı olabilir?
Eğer bu gerekçe soyut bir ülke için ileri sürülmüş olsaydı, itiraz edecek bir şey bulamazdım gerçekten de… Öyle ya, öğrencilere tıpkı felsefe, sosyoloji ya da tarih öğretir gibi, (ki bütün bu derslerde de bir “değer aktarımı” vardır) din kültürünün ve dinler tarihinin öğretilmesinde ne sakınca olabilir? Kim böyle bir dersin laikliğe aykırı olduğunu söyleyebilir?
Ama problem şu ki, konumuz herhangi bir ülke değil, Türkiye… Eğer somut olarak bir toplumdan ya da ülkeden söz ediyorsanız, hiçbir konu sıfır noktasından başlanarak tartışılamaz. Özellikle Türkiye gibi 90 yıldır rejim savaşlarının verildiği ülkelerde, kamusal alana ilişkin her konunun, her kavramın, her söylemin ve her sembolün bir tarihi, bu tarih içinde şekilllenen bir anlamı ve siyasi algılanışı vardır.
Dolayısıyla bizim en baştan, bu tartışmayı devletin taa Osmanlı’dan bu yana “Sünni bir devlet” olduğu; farklı mezhepler üzerinde yoğun baskıların yaşandığı, Diyanet’in Sünni bir kurum olageldiği ve devletin din eğitimini tekelinde tuttuğu bir ülkede tartıştığımızı bilerek konuşmamız gerekir.
Böyle bir devletin, şimdi kalkıp, bütün bu geçmiş yaşanmamış gibi “Ben artık tamamen objektif, Sünniliği merkeze almayan, bütün dinlere ve mezheplere eşit mesafede duran bir din dersi vereceğim” demesinin hiçbir inandırıcılığı olamaz. Zira zorunlu din dersi toplumsal hafızaya, devletin kendi din anlayışını topluma empoze etmesinin simgesi olarak yerleşmiş, bu yüzden de bu konuda ciddi bir direniş oluşmuş, bugün geldiğimiz noktada siyasi bir karşı çıkış haline dönüşmüştür.
“Türklük” niye problem oldu?
Kurumların ya da kavramların taşıdığı tarihi bagajı yok sayamayacağımızı, çok yakından bildiğimiz başka bir örnekle de açıklayabiliriz.
Biz biliyoruz ki, eğer tarih başka türlü yaşansaydı ve Cumhuriyet tarihi Kürtlerin inkar ve asimile edilme çabalarının tarihi olmasaydı, anayasada yer alan vatandaşlık tanımı problem bile olmayabilirdi. Nitekim, Şükrü Hanioğlu’nun anlatımıyla, 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Misak-ı Milli sınırları içinde kalan Osmanlı tebası için Türklük’ün bir üst kimlik olarak “Osmanlı” yerine kullanılmasına ciddi bir itiraz gelmemişti. Bu tanımlama o zamanlar hegomonik bir üst kimlik olarak değil, Anasır-ı İslamiye’yi kapsayan bir şemsiye kimlik olarak algılanmış ve kabul edilebilmişti. Ne zaman ki, Takrir-i Sükun Kanunu’ndan sonraki dönemde “etnik Türklük” üzerinden tek tip vatandaşlardan oluşan bir “ulus” inşasına girişildi ve diğer bütün kimlikler inkâr edildi, Türklük tanımı da bu inkâr politikasının sembolü haline geldi ve Kürtler için kabul edilemez oldu.
İşte bu yüzden de nasıl bugün devlet, “Vatandaşlık tanımı olduğu gibi kalsın ama artık biz bunu diğer kimliklerle hegemonik bir ilişki olarak uygulamayalım” diyemezse, zorunlu din dersini de tarihi bagajından kurtarıp “Artık bu dersi nesnel bir kültür dersi olarak vereceğiz” diyemez.
Dese de inandırıcı olamaz.
O zaman bu noktada diretmek niye?
Akşam

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

YORUMLAR

  • armutsuyu

    21 Eylül 2014 08:10
    0 0
    Bende ilkokuldan üniversiteye kadar İngilizce dersi görüğü halde İngilizce öğrenen görmedim.
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
YAZARLAR
SESLİ MAKALE YAZARLARI

Copyright © 2020 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

; ;