Osmanlı'nın yıkılmasıyla son bir asırdır siyaseti ve iradesi Batılılarca esir alınmış, umutları söndürülmüş Doğu hızla uyanıyor. 20. Yüzyılın başlarından bu yana elde ettiği başarılarla(!) sarhoş olmuş Batı ise Doğu'nun yükselişini önce küçümsedi sonra engelleme teşebbüsüne yöneldi.
Müslümanlar artık düşmanın silahıyla silahlanıp savaşmaya ve düşmanın anladığı dilden konuşmaya başladı. Düşmanın fitnelerine itibar etmiyor, tuzaklarına düşmüyor..
Batının, sistematik olarak İslam dünyasını birbirine düşürme, Müslüman ülkeleri kendi içinde ve komşularıyla çatıştırma senaryoları da tutmuyor artık.
Son yıllara bakacak olursak düşmanlarımız, Pakistan'ı, komşusu Afganistan'la, savaştırmak istedi. Bu ülkeleri kendi içlerinde kaosa sürüklemek için oyunlar oynadılar. Ukrayna, Gürcistan, Kırgızistan gibi ülkelerde boyalı devrimlerle Amerikancı bir kuşak oluşturmak istediler. İran'a nükleer programı bahane ederek ambargo ile diz çöktürmek istediler. Ülkede etnik çatışma zemini oluşturdular.
Irak'ta mezhebi nüansları karşılıklı olarak kaşıyıp kardeş kanı döktüler. Irak'ta başlattıkları mezhep gerilimini Yemen ve Suriye'ye taşıdılar. Bu damarı kaşıyarak Şii İslamın en önemli ülkesi İran ile Sünni İslamın en önemli ülkesi Türkiye'yi karşı karşıya getirmek istediler.
Sünni ülkeleri de kendi aralarında ayrıca çatıştırmak için Katar "ambargosunu" körüklediler. Tuzak kurdular kurdukları tuzaklara kendileri düştüler.
Türkiye'ye karşı akla hayale gelmeyecek senaryolarla saldırdılar. Tutmadı. Tutturamadılar.
Şimdi Kuzey Irak referandumu ile doğan gerilimi iyi yönetmek zorundayız. Daha önce Şii-Sünni savaşı çıkarmak için senaryo yapanlar, PKK/YPG üzerinden Türk-Kürt, Arap-Kürt savaşı hedefleyenler, bunlar tutmayınca şimdilerde benzer bir senaryoyu Barzani'nin referandumunu kullanarak başarmak istiyorlar.
Burada Batılı düşmanlarımızın maksadı, Kürtlerin bağımsızlık elde etmeleri değil. Bağımsızlık hayalinde olan Kürtlerin duygularını istismar ederek bunun üzerinden Türkiye, İran, Irak'ı istikrarsızlaştırmak. Bu üç ülkeyi Suriyeleştirmek. Bölgede Türk-Kürt, Fars-Kürt ve Arap-Kürt çatışmasını körüklemektir..
Ama bu konuda adı geçen ülkelerin kanlı tecrübelerle elde ettikleri birikim, onların bu tuzağa düşmeyeceklerinin teminatıdır. Samimi olarak inanıyoruz ki babadan oğula acı ve kanlı maceraların tecrübeleriyle yetişmiş Barzani de nihayetinde bu tuzağa düşmeyecektir.
Bu konuda tarafların tuzağa düşmeyeceğinden eminiz. Ama karşılıklı olarak kullanılan dil, özellikle medyanın dili son derece dışlayıcı ve ötekileştirici. Bu üslup kardeşler arasında soğukluğa sebep olabilir.. Buna biraz daha fazla itina göstermeliyiz. Bu siyasi kriz elbette kısa zamanda aşılacaktır. Ama karşılıklı olarak bu kardeş toplumların dimağlarında olumsuz izler bırakmamaya dikkat etmeliyiz. Gönüllerde oluşacak kırıklıkları karşılıklı olarak silmek zor olabilir.
İslam dünyası hızla uyanıyor ve haklarında kurulan tuzakları bozuyor. Yukarda birkaçını hatırlattığımız tuzakları fırsata çevirdiğimiz gibi bu referandum sancısını da fırsata çevireceğiz. Bu vesile ile Müslümanlar arasına yeni bir fitne sokmak isteyenlerin de senaryoları kursaklarında kalacak.
İslam ümmetinin birliği ve ittifakı anlamında Türkiye-İran yakınlaşması ve en son Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son İran ziyareti son derece önemlidir.
Köpürtülen olumsuz senaryoların içinden nasıl bir senaryonun çıkacağını da herkes görecek. Kutsal Kitabımızda Hucurat Suresi 10. Ayette şöyle emrediliyor: "Bütün mü'minler kesinlikle kardeştirler. Öyleyse kardeşleriniz arasında sulhu, barışı sağlayın, din ve dünya işlerini, sosyal ilişkilerini düzeltin, geliştirin. Allah'a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. Ola ki, ilâhî merhamete mazhar olursunuz."
Kur'an, bu ümmete, fal bakmak, sadece mezarlıkta okunmak ya da duvara asmak için gönderilmediğine göre yapılacak olan bellidir..
Kanalahaber
7 Ekim 2017
YORUMLAR
1881 kez izlendi
922 kez izlendi
1076 kez izlendi
2293 kez izlendi
YORUM YAPIN
Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.