YAŞAM

Serdar Tuncer : Bismillah

Tarih
08 Ekim 2015
İzlenme
Kişi
Yazar
Serdar Tuncer

8 Ekim 2015

Her şey, Ankara'da 15 sene kadar evvel genç bir adamın telefonunun çalmasıyla başladı. Telefonun diğer ucundaki ses, 'gazetenin kültür sayfası için acil bir yazıya ihtiyacım var' diyordu. 'İki üç saat vaktin var, sen yazarsın.'

Sevindi genç adam, heyecanlandı. Kırtasiyeye girip kağıt kalem aldı. Lokman Hekim'e gidip kendisine bir çay söyledi. 'Bismillah' dedi, 'Gibi…' başlıklı bir yazı yazdı.
O gece uyuyabildi mi, hatırlamıyorum.

Sabahın alaca karanlığında, kepenkleri henüz açılmamış bir gazete büfesinin önünde beklerken attığı voltalar dün gibi aklımda.
Yazısını bilmem kaçıncı kez yeni baştan okurken, kendisine hâlâ 'hayırlı sabahlar üstad', demeyen yolculara, nasıl şaşkınlıkla baktığını, o otobüsten nasıl bir sitemle indiğini asla unutamam.

Ve şimdi…
O genç adam İstanbul'da yaşıyor, henüz üç çocuğu var, yaşlandı biraz. Gibi'lerle kavgası, çayla muhabbeti artarak devam ediyor. O büfe ne oldu bilmez, o otobüsün yolcuları ne yapıyor, bilmek de istemez.
Oturmuş bilgisayarın başına, haydi Bismillah diyor.
İstanbullu bir seher vaktini niyazına ortak ederek, 15 sene aradan sonra Yeni Şafak'ta yeniden yazmaya;
Bismillah…

Nezih dede

Meselenin sadece ağaç olmadığını öğrendiğimiz günlerdi.
Ailece Kudüs'teydik ve babamdan çok daha yaşlı bir adam, yedi yaşındaki kızımın en iyi arkadaşı oluvermişti. Ak saçlı, hafif kaytan bıyıklı, zarif, beyefendi, hoş sohbet, ismiyle müsemma bir adam, Nezih dede.
Mescid-i Aksa'da, peygamberlerin makamlarını ziyaret için yapılan otobüs yolculuklarında, saçma bir duvarın neden var olduğunu kızıma anlatamazken, zarif gülümsemesi, babacan sesi, hayır demeyi bilmeyen güzel gönlü ile o hep yanımızdaydı.
Bizimki, Türkiye'ye döndükten sonra da unutmadı dedesini. Birkaç kez tutturdu gidelim diye, nasip olmadı. Nihayet bu bahar, bir akşam yemeğinde Üsküdar'da buluştu iki eski arkadaş. Ve eski günlerden konuştular yemek boyunca. Çay faslına geçilirken de gelecekten... Kıskanmadım desem yalan olur. Ayrılırken hediyeler de hazırdı: Not defteri, birkaç kalem, bir uçak maketi…

***

Geçen hafta Nezih dededen bir mesaj geldi telefonuma. Gönderen çocuklarıydı.
“Sevgili babamız Nezih Üçkardeşler'i 2 Ekim Cuma günü kaybettik…”
Kalakaldım öylece…
İnna lillahi ve inna ileyhi raciun.
Kalbimin bir yanı hayat, bir yanı ölüm. Üzerinde incecik bir tül gibi son örtü; kızımın Kudüs arkadaşı, Nezih dede…
Çocukları, babalarının arkadaşlarına bir mesajla vermişlerdi acı haberi. Peki ben çocuğuma arkadaşının vefatını nasıl söyleyecektim?
Bilemedim.
Söylemeli miydim onu da bilemedim, bekledim.

***

Yeni evimizde ilk pazar kahvaltısı, cıvıl cıvıl bir ortam, aile bir arada. Öğleden sonra için planlar yapılıyor. Hiç hesapta yokken, Habibe ile aramızda şöyle bir konuşma geçti:
-Babacığım, sen de bizimle gelsene!
-Siz gidin evlat, ben bi arkadaşımı yolcu edeceğim.
-Kim?
-Nezih dede.
-Aaaa, nereye gidiyor, Kudüs'e mi?
-Daha güzel bi yere kızım
- Ne, Umre'ye mi yoksa?
-Daha güzel bi yere…
Bildiği daha güzel yeri, gülerek, neşe içinde söyledi:
-Cennete mi babaa?
Sustum, yutkundum, bakamadım gözlerine.
-Evet babacığım, cennete…
Yanaklarına birden yaşlar yürüdü, sessiz…
Sonrası feryat figan.

***

Karacaahmet'te bir ikindi sonrası tabutuna omuz verirken de, kabrine toprak atarken de, bir köşeden mahzun bakarken de aklımda hep tek bir soru vardı:
“Yahu Nezih dede, seni iki defa görmüş yedi yaşındaki bir çocuğun gönlünde böyle iz bırakacak kadar 'insan' olmayı sen nereden öğrendin?”
Kitabı var mı, okusak?
Üstadı var mı, diz kırsak?
“Yaşamak bir ağaç gibi hür…”
Nezih dede,
Arkadaşın çok ağladı.
Ama mesele sadece yaşamak değil,
Odundan bir farkı olmalı insan dediğinin.
Arkadaşın anladı.

Biri ve diğeri

Biri, yanlışına yanlış derken kendi menfaatini hesap etmez, diğeri menfaati varsa tüm yanlışlarını ayakta alkışlar.
Biri, bir kuru soğanı bölüşür seninle, diğerinin sofrada kebap yoksa karnı toktur.
Biri, senin yanındaysa düşmanını mağlup edersin, diğeri düşmanının yanındaysa sen galip gelirsin.
Biri, kale arkasında koltuk olur sana, diğerinden maratonda kahve fincanı bile olmaz.
Biri, seninle ağlar, diğeri sana güler.
Biriyle, yola çıkılır, diğeriyle yoldan çıkılır.
Birini, yanında tutabilene 'adam' denir, diğerini yanından uzaklaştırmayana “Allah akıl versin!”
Birinin, yerli ve millî olmayanı da bulunur, diğerinin yerli ve millî olanı da.
Birine kısaca dost denir, diğerine sadece yalaka!

Haçiko

Şehit haberi gelse;
Hangi partinin oyunun nasıl etkilendiğine dair “çarpıcı” yorumlar dinliyor, kritik haberler okuyoruz.
Hacda bir facia olduğunda;
Suud'un bu işleri beceremediğinden, Mescid-i Aksa'yı yıkmaya bahane arayan İsrail'in, 'bak böyle vinç kazaları da olabiliyor' deme hazırlığından bahsediyoruz.
Otobüs durağa dalıyor;
Şoförün cinnetinden, durağın yerinden, otobüsün modelinden dem vuruyor gazetelerimiz.
Otomobil, metro yolcularını biçiyor;
Kadınların neden iyi şoför olmadığını, erkeklerin şoförlüğü anne karnındayken mi öğrendiğini tartışıyoruz ekranlarda.
Suriye'yi Rusya da vuruyor;
Amerikan bombasıyla ölmeye alışmış çocukların, Rus bombasına gafil yakalandığını, Çin bombalarının en az yarısının havadayken patlayıp, aslında kimseye zarar vermeyeceğini konuşacağız neredeyse.
Farkında mısınız?
Konuşmaktan fark etmeye vaktimiz kalmadı!
Oysa insanlar ölüyor.
Neyi, nerede, nasıl kaybettik, niçin böyle olduk ben bilmem.
Ama insanlar gerçekten ölüyor!
Ve biz sadece konuşuyoruz.
Dün yanağımızdan süzülen yaştı başkasının acısı, bugün beyin kıvrımlarımızda analiz!
Her ölümün nasıl ve niçinine dair cilalı kelimelerimiz, emsalsiz zekâmızla, yorum yumurtlayan tipler olduk çıktık.
Oysa biz insandık bir zamanlar…
Bilmediği bir mezarlıktan geçerken bile gözlerinde nem, dudaklarında kıpır kıpır Fatihalarla insandık.
Niye böyle oldu, ben bilmem.
'Suriye'de hava durumu bombardıman için mükemmel' diyen spiker kız hiç bilmez.
Ama Haçiko'nun bildiği bir şeyler var;
Dünyayı cerrahların neşteri değil, ameliyathane kapısında ağlayan annelerin gözyaşı kurtaracak!

Yenişafak

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

YORUMLAR

  • Ebu Reyya

    08 Ekim 2015 11:28
    9 0
    Acımızı madde hali olan yani göz yaşına, göz yaşını da Dua ya dönüştürmedikçe , yaşananları sinema filminden ibaret sayarız.
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
YAZARLAR
SESLİ MAKALE YAZARLARI

Copyright © 2020 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

; ;