SİYASET

Salih Tuna : Zeki Alasya hakkında boş konuşma

Tarih
09 Mayıs 2015
İzlenme
Kişi
Yazar
Salih Tuna

9 Mayıs 2015

Yaşlandım mı yoksa kavgalardan mı bezdim, bilmem, ama o şarkıyı ne zaman dinlesem iliklerime kadar yorulurum hayattan.
Allah rahmet etsin, Cem Karaca da o şiiri öyle güzel yorumlamıştı ki, neredeyse o şiirin fevkinde.

Hangi şiir mi?
Nâzım Hikmet'in “Mavi Liman” şiiri: “Çok yorgunum, beni bekleme kaptan. / Seyir defterini başkası yazsın. / Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman. / Beni o limana çıkaramazsın…”
Kendimi bildim bileli o limanın kubbelerine düşman olanlarla kavga ettim. Karınca kararınca ne yaptım ne söylediysem hep o liman içindi…
Kubbeler kartpostal bir özlemden maada o limanı liman yapan mana ikliminin de ifadesiydi.
Daha orta mektep yıllarında Cemil Meriç'in “Bu Ülke”sini ezberlemeye kalkıştıysam, Allah biliyor ya, yine o limanı savunmak içindi.
Büyük Doğu'yla, Diriliş'le, Edebiyat'la, Mavera'yla ve Yeni Devir'le o limanın mana iklimine saldıranlara karşı hep birlikte direndik.

Ve aslında…
Nâzım Hikmet'i de deli hasretlere dûçar eden o limana duyduğu muhabbetti.
Bu muhabbeti terennüm eden hiç kimse, Fatih Sultan Mehmed'in yaptırdığı Rumeli Hisarı'nda yıllar yılı harabe halde bulunan hisar mescidinin aslına uygun şekilde onarılmasına karşı çıkmaz.
Gelgelelim, adı lazım değil bir tiyatrocu, Sadri Alışık ödül töreninde, “Rumeli Hisarı'nda mescit yapmak isteyenlere izin vermeyelim” şeklinde çağrı yapabildi.

Ansiklopedik bilgidir iktibas edelim: Söz konusu mescidin bir adı da (hisarın içinde yer aldığından ötürü) Hisar Camii'dir. Hisara aynı zamanda Boğazkesen Kalesi dendiği için Kale Camii adıyla da anılmıştır. Fatih Sultan Mehmed'e “Fatihler babası” manasına gelen “Ebu'l Feth” sıfatı verildiği için de Ebu'l Feth Camii denilmişti…
O tiyatrocu hanımefendi şuncacık ansiklopedik bilgiye vakıf olsaydı, “Rumeli Hisarı'nda mescit yapmak isteyenlere izin vermeyelim” demenin, “Rumeli Hisarı yapmak isteyenlere izin vermeyelim” demekten pek de farklı olmadığını fehmedebilirdi.
Hisarı da, içindeki mescidi de yapan çoktan yapmıştı çünkü.

Bizans'ın engel olamadığına siz nasıl ve neden engel olacaksınız ki?..
Eskiden o liman için verilen kavgalarda belirli bir ciddiyet, asgari bir bilgi, velhasıl asalet vardı.
Daha önce bu köşecikte altını çizmiştim. Necip Fazıl, Nâzım Hikmet'i hapishanede ziyaret ettiğinde “Nâzım” der, “Benim rejimim olsaydı seni asardım ve bu, adaletin ta kendisi olurdu. Fakat bu hiçlik rejiminden gördüğün mesnetsiz zulmü asla kabul edemeyeceğim için seni görmeye geldim!” Nazım Hikmet de gözleri yaş dolu, şu cevabı verir: “Benim rejimim de olsa, ben de seni asardım. Ama inanmış olmanın haysiyetini ve sanatta 'eski'nin en yükseği olmandaki değeri inkâr etmezdim...”
Necip Fazıl - Nâzım Hikmet kavgasındaki asalet nerde, müptezellerin gırtlağına kadar tezvir dolu kavgası nerde!...
Gezi zekalıların kişilik katli veya mahalle baskılarından kurtulmak için onlar gibi olmaktan başka çareniz yok zaten.
Yavuz Bingöl'den değerli yönetmen Kutluğ Ataman'a kadar birçok sanatçımıza nasıl çirkeflikler yaptılar biliyorsunuz. (Gezi gericiliğini desteklemesi için Şener Şen'e bile mahalle baskısı kurdular. “Herkes işini yapsın” dedi de yakasını zor kurtardı.)
İstiyorlar ki bu topraklarda yaşayan Alevi'nin Sünni'nin, dindarın dinsizin, solcunun sağcının ortak hiçbir bağı kalmasın.
İstiyorlar ki birlikte gülmelerine, birlikte ağlamalarına vesile olan, ortak değerleri mesabesindeki sanatçılar da sadece ve sadece tefrik vazifesi görsünler ki fitne ateşi daha harlı yansın.

Peki, “Gezi zekalılar” böyle de “muhteremler” çok mu farklı?
Bu dinin Peygamberi, “sevdirin nefret ettirmeyin” buyuruyor, “muhteremler” nefret ettirmek için adeta çırpınıyorlar.
Dertleri nedir, anlamadım gitti.
Biz burda dostluk köprüleri kurmak için çırpınıyoruz, onlar bütün köprüleri yıkmak, dağıtmak için…
Sahi dertleri nedir; kendilerine alan mı açmak istiyorlar; yoksa köprüler yıkılırsa mı kendilerine yer bulacaklarını sanıyorlar?

Biz neyin kavgasındayız, bunlar neyin kavgasında?
Zeki Alasya vefat etti; hepimizin içi yandı, bu “muhteremler” anında arşiv karıştırmaya başladı.
Yok efendim, Emek Sineması'nda mescit yapılacağına hiç açılmasın, demiş de bilmem ne.
Kaç kez açıkladı, kaç kez tashih etti, kaç kez “Müslümanım” diye beyan etti, muhteremlere yetmedi.

Zeki Alasya'yı Müslümanlığın dışında göstermek için nasıl bir gayrettir bu?
Her şeyden evvel beyan esastır; “ben Müslümanım” diyene siz nasıl, değilsin, dersiniz; din gününün sahibinden korkmaz mısınız?
Cumhurbaşkanlığı seçimi döneminde, Gezi gericilerinin Sayın Erdoğan'la aynı fotoğraf karesinde görünen her sanatçıyı kişilik katline uğrattığı o korkunç atmosferde, Sayın Erdoğan'ın onuruna verilen Yenikapı'daki iftar yemeğinde karşılaştık merhum Zeki Alasya'yla.
Hemen önümüzdeki masadaydı. Gittim tokalaştım hal hatır sordum.
Onca mahalle baskısına rağmen oradaydı.
Rahmet dilerim.

Yenişafak

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

Hiç yorum yapılmamış

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
YAZARLAR

Copyright © 2019 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

; ;