GÜNCEL

Salih Tuna : Seni başbakan yapacağız!

Tarih
20 Haziran 2015
İzlenme
Kişi
Yazar
Salih Tuna

20 Haziran 2015

Bakıyorum da birçok yazar Demirel'i öylesine, nasıl desem, bir parantezi kapatırcasına yazıyor.

Sokaklara bakacak olursanız yazarlardan beter.

Geçen gün bir esnaf muhabbetine tanık oldum. İçlerinden en yaşlı olanı son derece kayıtsız şekilde, “Demirel de göçtü” deyince, diğeri “Haa evet, ölmüş…” karşılığını verdi, ötekiler sessiz kaldı ve anında başka bir konuya vınladılar.

Kestirmeden söylersek, esnaf çarşısının kedisi ölse daha fazla gündem olurdu.

Niye böyle?

Bir siyasetçiden veya devlet adamından hazzedersiniz hazzetmezsiniz o ayrı konu.

Ama vefat ettiğinde sarsılırsınız.

Hele bu siyasetçi bizim kuşağımızın da bizden önceki kuşağın da hayatında derin izler bırakmış, Türkiye'nin 40 yılına amiyane tabirle damga vurmuşsa toplumun şöyle bir sarsılması gerekmez miydi?

Demirel sadece (yol, baraj, köprü vs.) icraatlarıyla değil “folklorik” olarak da hep gündemdeydi.

Fikret Kızılok'un Süleyman Hep Başbakan”ından Nejat Uygur'un “Demirel'e söylerim” oyununa, Zeki Alasya'nın gerdanını kıra kıra yaptığı Demirel taklitlerinden Dostlar Tiyatrosu'ndaki “Devrik Süleyman” oyununa kadar fötr şapkasının gölgesinin düşmediği yer yoktu.

Demirel'in taklidini yapanlar, karikatürünü çizenler, oyununu oynayanlar ila ahir, bir bir öldü.

Ve sıra ona geldi; mukadderattan kimse kaçamaz. “Her nefs ölümü tadacaktır.

Lakin Demirel bir başka öldü.

Sanki dersin Türkiye'nin 40 yılına damga vurmamış gibi.

Sanki dersin hepimizin hafızasına kazınmış “Nerde kalmıştık” veya “Caddeler yürümekle aşınmaz” veya “Petrol vardı da biz mi içtik” gibi veciz sözleri söylememiş gibi.

Sanki dersin öldü diye bu ülkede 3 gün yas ilan edilmemiş gibi.

Neden böyle?

Halbuki, Türkeş, Özal, Ecevit ve Erbakan (birbirinden farklı dünya görüşüne sahip olsalar da) öldüğünde toplum sarsılmıştı.

Alabildiğine hissediliyordu bu.

Ecevit'i sevenler Erbakan'ı sevmeyebilirlerdi, mesele bu değildi. Mesele, yokluklarından kaynaklanan “boşluk” duygusuydu.

Demirel'de böyle olmadı.

Çünkü 28 Şubat sürecinde zaten (siyaseten) yok olmuştu.

Aydın Doğan (28 Şubat sürecindeki katkısını) “Benim medya organlarım İslamcı koalisyon hükümetine karşı savaş verdi” şeklinde dermeyan etmişti.

Demirel de Aydın Doğan'ın bu medya organlarında öyle yerini almıştı ki 28 Şubat sürecinde adeta tanınmaz hale gelmişti.
Kendisini defalarca iktidardan indiren darbecilerle el ele kol kola girerek seçilmiş demokratik iktidarı devirmişti.

Muhsin Yazıcıoğlu'ndan bizzat işitmiştim: “Demirel bunları yapacak adam değildi, ne oldu…”

Demirel, Aydın Doğan'ın adamlarının kahramanı olmakla siyaseten ölmeye mahkum olmuştu.

Bu adamların övgüsüne mazhar olanın akıbeti budur.

Bu vesileyle kimi muhafazakar arkadaşları uyarmak istiyorum. Kaçın bu adamların ilgi ve övgüsünden. Sakın ola üfürüklerine aldanmayın. Unutmayın, fareler üfürdükleri yerden kemirirler.

Aydın Doğan'ın adamları şimdi de matine – suare koalisyon üfürüyorlar.

Peşin söyleyeyim; hangi siyasi parti veya parti lideri bunların üfürüğüne kanarsa siyaseten ölür, tıpkı Demirel gibi.

Şu hale bakın kardeşlerim: 7 Haziran seçimlerinde 132 milletvekili çıkartan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, 80 milletvekili çıkartan MHP Genel Başkanı Bahçeli'ye, “gel koalisyon kuralım, seni de başbakan yapalım” teklifinde bulunuyor.

Nedir bu?

Kılıçdaroğlu bu tuhaf “teklifi” yapmakla CHP Genel Başkanlığına getirilmesinin bedelini mi ödüyor yoksa siyasi rüşvet mi teklif ediyor?

Bu teklifi, HDP'nin dışardan desteğinden emin olduğu için yaptığı malum. Zira CHP ve MHP'nin sandalye sayısı hükümet kurmaya yetmiyor.

Sizin anlayacağınız, “Seni başkan yapmayacağız, yapmayacağız, yapmayacağız” diyen HDP Eşbaşkanı, Bahçeli'yi başbakan yapacak!

Şimdilik tek engel de Bahçeli; şayet bu tuhaf “teklifi” kabul ederse işlem tamama erecek.

Yani, HDP Eşbaşkanı “barış sürecini” ihanet tesmiye eden Bahçeli'yi başbakan yapmaya dünden razı.

Böylesi “taşeron bir koalisyon” kurulsun diye Aydın Doğan'ın adamları da her gün bir taraflarını yırtıyorlar.

Akşam gazetesinden Kurtuluş Tayiz'in şu satırları üzerinde düşünürseniz neden “taşeron koalisyon” dediğimi anlarsınız: “CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun 17 Aralık darbe girişimi öncesi Amerika'daki temaslarını bilen var mı? Kılıçdaroğlu, ABD'den döner dönmez kanlı bıçaklı olduğu Fethullah Gülen'in başlattığı darbe girişiminin nasıl birdenbire ortağı oldu? HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın 2013 ve 2014 yılında ABD'ye yaptığı iki ziyaretin amacı neydi? Cemaat ile PKK'nın, Kuzey Irak'ta seçimlerden önce yaptığı gizli görüşmelerde hangi pazarlıklar yapıldı? Muhalefet, bu soruları belki bir süre savuşturabilirler, ancak millet er ya da geç bu sorulara yanıt bulmak için karşılarına dikilecektir…”

Milletin karşılarına dikilmesinin bir şekli de siyaseten ölüme terk etmektir

Yazık ki yazık, Aydın Doğan'ın adamlarının çatallı dillerine kananların akıbeti de nihayetinde bundan ibarettir.

Yenişafak

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

Hiç yorum yapılmamış

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
ÖNE ÇIKANLAR Tümü
YAZARLAR

Copyright © 2019 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

; ;