SİYASET

Süleyman Seyfi Öğün : Ayıp

Tarih
10 Ocak 2016
İzlenme
Kişi
Yazar
Süleyman Seyfi Öğün

Üç seneyi mütecaviz Yeni Şafak Gazetesi'nde yazıyorum. İlgilenenler veya merak edenler yazılarımı bilir. Yazılarım gayr-ı şahsi niteliktedir. Yani, ne kendimin ne de başkasının ismini kolay kolay geçirmem. Ama bazen, ne kadar istemesem de bunu yapmak zorunda kalıyorum.

Geçen hafta Sayın Başbakan Davutoğlu'nun davetiyle Başdanışmanlık görevine getirildim. Dün itibarıyla sosyal medyada hakkımda bir karalama kampanyasının başlatıldığını öğrendim.

2000 senesinde, yani “başörtüsü” yasağının hüküm sürdüğü bir dönemde, yürüttüğüm bir dersin imtihanında görevli olan üç asistan, sınava başörtülü girmek isteyen bir öğrenci üzerinden tartışmışlar. Bu tartışmada, bir tanesi tutanağı imzalamamak istemiş. Gerilim artmış. Bu arada sınav düzeni aksamış. Durum bana intikal edince, ben de bunu bir asayiş meselesi olarak gördüm ve olayı Dekanlığa ileten bir yazı yazdım. Bu yazı, doğrudan asistan olan kişi hakkındadır. Değilse ne o kız öğrenciyi gördüm, ne de onu hedefledim.

Şimdi birileri bunu bulmuş, internete vermişler. Çizilmek istenen portre şu: Ben başörtülü kızları sınıfımdan atan «laikçi» bir hocaymışım. Aslında tabii ki bunun bir bahane olduğu ve esas yıpratılmak istenenlerin kimler olduğu hemen anlaşılıyor.
Çeyrek asırlık hocalık hayatımda her türlüsüyle binlerce öğrenci benden ders aldı. Elbette benden memnun kalmayanlar da vardır. Ama bu zaman zarfında hiç bir öğrencimi başörtülü, sakallı ya da açık saçık giyiniyor diye dersimden uzaklaştırmadım. Hatta bir hatıramı paylaşayım: Fakülte yönetiminin bu öğrencileri tespit etmemi isteyen tekliflerini şiddetle reddettim. Müslüman öğrencilerimin hassasiyetlerine de hep saygı duydum.

28 Şubat Döneminde yazdığım yazılarda ve yaptığım söyleşilerde hep inanç ve düşünce özgürlüğünün ilkesel düzeyde yanında oldum. Bunu herkes bilir. Bu sebeple toplumsal olarak içine doğduğum kendi mahallemden de kovulma riskini göze aldım. Adım “şeriatçı"ya, “gericiye” çıktı. Bunları da dert etmedim.

Bahsedilen olay 2000 senesinde gerçekleşiyor. Bu tarihte ben artık kadrolu Profesör ünvanlı bir öğretim üyesiydim. Halbuki daha 1992 senesinde, henüz sözleşmeli bir Yardımcı Doçent iken öğrencilerin çıkardığı Mizan başlıklı bir dergide söylediklerimi hatırladım. Bu dergide Müslüman öğrenciler benimle bir söyleşi yapmışlar. Başörtüsü yasağı hakkında ne düşündüğümü soruyorlar. Şöyle demişim: ”..bir takım kıyafetler gerekçe gösterilerek insanların öğrenim hakkı elinden alınmamalı. Bu son derecede vahim. Ben bir siyaset bilimcisiyim ve siyaset beraber yaşama sanatıysa bu başarılmalıdır.... Öte yandan başörtüsü konusunda dile gelen tepkileri de şiddet noktasını aşmamak kaydıyla çok anlamlı buluyorum. Bu bir siyasal katılmadır ve anlamlı bir şeydir...(Mizan Dergisi Mart 1992.s.9)

Bakışım gerçekten de budur. Asayiş, düzen gibi herkesin ihtiyacı olan hususlara riayet eden ve saygı gösteren medeni protesto hakkını daima savundum. Garip olan tamamen asayiş konusundaki bir aksaklığın sorumlusu olan bir özneyi hedefleyen davranışımın bu haberlerle çarpıtılması ve moda tabirle üzerimden bir algı operasyonu yapılmasıdır. Ayıp oldu.... Bunu yapanlara tekraren söylüyorum; çok ama çok ayıp oldu.

Nihayet yakın zamanlarda seçilmiş meşru bir hükümeti hedefleyen, twitter dünyasındaki algı operasyonlarını eleştiren bazı çevreleri, bugün benzer bir pozisyonda bulmak ise yanlışların ne kadar sâri” olabileceği hususunda beni acı acı düşündürüyor. Bu da ayıbı katmerliyor.

Bu yazı bir savunma yazısı değildir. Burada yapılmak istenen “sükut ikrardan gelir” temelli yaygın bir bakışı karşılamaktır. Değilse beni bilen bilir. Daha mühimi ben kendimi bilirim.

Yenişafak
10 Ocak 2015

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

Hiç yorum yapılmamış

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
ÖNE ÇIKANLAR Tümü
YAZARLAR

Copyright © 2019 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

; ;