GÜNCEL

Nihal Bengisu Karaca : Ne zafer ne hezimet

Tarih
24 Şubat 2015
İzlenme
Kişi
Yazar
Nihal Bengisu Karaca

24 Şubat 2015

TÜRKİYE’nin Suriye’de bulunan ve sınır dışındaki toprağımız olmasıyla bilinen Süleyman Şah Türbesi’ne düzenlenen Şah Fırat Operasyonu’na gelen tepkiler, durumu doğru değerlendirmeyi zorlaştıracak türden. Operasyonun amacı, sembolik önemi büyük olan Süleyman Şah Türbesi Saygı Karakolu’ndaki askerlerimiz ve emanetlerin sağlıklı bir şekilde nakledilmesini amaçlıyordu. 

Muhafazakâr demokratlar, İslamcılar, sağcılar hadiseyi büyük başarı olarak lanse edip barış güvercinleri havalandırırken sol düşünceden gelen ya da düne kadar Türkiye’nin Suriye’de savaş çıkaracağını iddia ederek muhalefet edenler “vatan şairi” kesildi. Bir taraf, türbenin yeni yeri olan Eşme’ye Türk bayrağı diken askerlerin fotoğraflarını zafer nişanesi gibi paylaşırken, diğer taraf olaydan “vatana ihanet” suçu icat etmeye kadar gitti. 

Hadisenin bir zafer olarak telakki edilemeyeceği açık. Ancak sürekli olarak “Hani Şam’da cuma kılıyordunuz?” diye nanik yapmanın ne kadar tuhaf olduğu da ortada. Bu cümlenin sarf edildiği günlerde Beşar Esad ile devam etmenin mümkün olmadığı yolunda geniş bir mutabakat olduğu unutuluyor. Unutturulmaya çalışılıyor. Hatırlayalım: O günlerde Rusya, Çin gibi ülkelerin karşısındaki blok, duvara yazı yazan küçük çocukları bile öldüren Esad’ın bölge için büyük bir tehlike haline geldiğinin teyidi noktasında Türkiye’den daha hevesliydi. Türkiye’de de Suriye’deki ayaklanmayı öven, devrime methiyeler düzen ya da Erdoğan’a, “Sen Gazze’yi bırak, Suriye’ye bak” diyenlerin Taraf, Zaman, Radikal gibi gazetelerin yazarları olduğunu hatırlayalım.

Suriye’de temayüz eden muhalif tipi “aşağı yukarı İslamcı” bir profil olunca ve ABD, Daniel Pipes’ın önerdiği türde “Suriye’de kim kaybediyorsa onu desteklemeliyiz” çizgisine direksiyon kırınca, başlarda “Suriye’de devrim” diye neşeli cümleler kuran liberal entelijansiyamız da değişti. “Suriye politikamız çok yanlış” noktasından Türkiye’yi terörist devlet statüsüne aldırmak için lobi yapan Türkiyeliler noktasına gelmeleri ise hepi topu bir yıl aldı. 

Kibriti ateşleyen, Türkiye’nin Kürtlerle sorunlarını çözme kararı vermesi oldu. Tam da bu nedenle 2013 Nisan’ından beri burnumuz beladan kurtulmuyor. Reyhanlı patlamalarıyla başlama düdüğü öttü. Taksim isyanı sırasında ekilen tohumlar 17/25 Aralık’ta biçildi. Esad’ın unutturulup “diktatör” yaftasıyla ambalajlanma işi hitama ermiş olan Erdoğan’ı Suriye’de akan kandan sorumlu tutma/ gösterme sahnesi böylece kurulmuş oldu.

Türkiye’nin Suriye’deki tablonun iş işten geçmeden değişmesi gerektiğini savunduğu günlerde henüz IŞİD diye global bir tehlike yoktu. Esad kendisini Batı’ya lanse etmek için “Anlamanız lazım: Benim savaşım İslamcılarla” dediği sırada da IŞİD üstesinden gelinmesi mümkün olmayan bir olgu değildi henüz. Türkiye Taksim isyanıyla uğraşırken Irak Ebu Gureyb Cezaevi’nden binin üzerinde mahkûm “kaçtı”(!), hepsi daha önce Irak’ı işgal eden ABD askerlerine karşı savaşmış profesyonellerdi ve Suriye’ye geçerek IŞİD adını alacak olan yapıya katıldılar. “Yüzlerce insanı katletmesinin dışında IŞİD kimin işine yaradı?” sorusuna verilecek birden fazla şık var. “Kimin işine yaramadı?” sorusuna verilecek cevapta ise liste başı Türkiye’dir.

Gelinen noktada Şah Fırat Operasyonu destan niteliği taşımasa da hem stratejik hem sembolik açıdan bazı önemli işlevlere sahip. Türkiye’nin Suriye topraklarına öyle ya da böyle “girebildiği”, bunun bir tabu olmadığı “gösterilmiş” oldu. Öte yandan bu “barış için” bir hamleydi. Süleyman Şah Türbesi, IŞİD için her an saldırabileceği ve karakoldaki Türk askerlerini alarak ikinci rehin skandalını oluşturabileceği bir imkândı. Türbenin karakoluna yapılacak bir saldırı, Türkiye’yi kontrolsüz bir çatışmaya sürükleyebilir, asıl bu ihtimal kontrolsüz savaş riski doğurabilirdi. Bu risk ortadan kaldırıldı. 

Ancak bir yılı aşkın zamandır, “Bu iktidar bizi savaşa sokacak” diye yaygara edip şimdi “Ecdadın kemikleri sızladı” diye ajitasyon yapanların oluşturduğu risk devam ediyor. Türkiye’yi IŞİD ile içli dışlı gösterip, Türkiye’nin modern, demokratik devlet anlayışından ne kadar koptuğunu ispatlamaya çalışanların IŞİD’e karşı tedbir alınınca “Toprak kaybettik” şeklinde milliyetçi ağıtlar yaktıklarına bakarak IŞİD ile kimin işbirliği yaptığı, yapabileceği konusu üzerinde tekrar düşünülebilir.

Habertürk

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

Hiç yorum yapılmamış

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
YAZARLAR
SESLİ MAKALE YAZARLARI

Copyright © 2020 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

; ;