GÜNCEL

Fuat Uğur : Bu romandaki Atilla karakteri Kılıçdaroğlu mu?

Tarih
06 Haziran 2018
İzlenme
Kişi
Yazar
Fuat Uğur

Fetullahçı terör örgütünün nasıl sofistike bir akılla yönetildiğini, ardındaki uluslararası istihbarat örgütlerini artık çok iyi biliyoruz. Bu yüzden mahkeme süreçlerinde ortaya çıkan bilgiler ve yapılan itiraflardaki inanılması güç şeytanlıklar bile bizi şaşırtmıyor.

Şimdi sizlere sözünü edeceğim roman ise Fetullahçı terör örgütünün planlamada, strateji belirlemede bir kötülük dehası olduğunu bize yeniden kanıtlıyor. Daha da önemlisi ve dehşete düşüren yanı ise CHP Genel Başkanı  Kemal Kılıçdaroğlu’nun varoluş sebebindeki hep konuştuğumuz karanlık noktalar biraz daha vuzuha kavuşuyor.

Muammer Kaya adlı okuyucumdan daha önce size söz etmiştim. Geçtiğimiz aylarda Abdullah Gül üzerine bir araştırmasını yayınlamıştım hatırlarsanız.(*) Çok konuşulmuştu üzerinde.

Şimdi de çok ilginç bir kitap eline geçmiş. Bundan 13 YIL ÖNCE, 2005 yılında yayınlanan ve “politik-kurgu roman” olarak tanımlanan kitabın adı DEVŞİRME. Yazarı Cenkut Yıldırım adlı bir kişi. Fake bir isim mi yoksa gerçek mi bilmiyoruz. Üstelik hâlâ internet üzerinden satışta.

Kapaktaki üst başlık şöyle:

 

SAĞ’IN SOL İÇİNDEKİ YÜKSELİŞİ…

 

Bir de alt başlık var, kapağın en altında:

…bir gün bir devşirme CHP’nin başına geçer ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı olur.

Romanda “Cemaat” in özel olarak yetiştirdiği adamını, partinin başına geçmesi için CHP’ye sızdırması; o adam eliyle de partiye, kendi kadrolarını yerleştirmesi anlatılmakta. Sonrası ise Başbakanlığa giden yol… 

Muammer Kaya romandaki özeti veren bölümleri okuyup not aldıktan sonra da bana göndermiş.

Sadece şunu söyleyeyim. 2005 yılında bu kitap ciddiye alınsaym��ş her şey daha farklı olurmuş.

Kitap, üç ana karakterden oluşuyor: 

Fethi Hoca: F.G
Atilla: Devşirilen, özel olarak yetiştirilen ve CHP’nin başına getirilen çocuk.
Lütfü Bey: Atilla’yı yetiştiren İmam.

Konu ve ana karakterleri belirttikten sonra şimdi seçtiğimiz bölümleri ve diyalogları okuyalım:

 

“ATİLLA” CHP’NİN BAŞINA HAZIRLANIYOR

 

Atilla, yıllarca kendisine emek vermiş bu adamın ağlayarak anlattıklarını dikkatle dinliyordu.

 Lütfü Bey:

(…) Bizler, Fethi Hocanın etrafında birleşmiş, onun kurduğu tarikatın neferleriyiz. Deşifre olmamız, inandığımız gibi bir hayat sürmemiz, bu 60 yıllık ideolojide mümkün değil. Gelecek nesiller bunu yapabilsinler diye, sen ve senin gibi binlerce başarılı çocuğu ben ve arkadaşlarım okuttu, eğitti. Ülkenin geleceğinde söz sahibi olmanız, devlet içinde bir yerlere gelmeniz, ancak eğitiminizle mümkün. Askeriyede yüzlerce yaşıtın şu anda okumakta. Onlar yıllar sonra bu ülkenin generalleri, amiralleri olacak. Çoğunuz savcı, hâkim, bilim adamı olacaksınız ve bir gün gelecek bu ülkede bizim istediğimiz düzen, hak düzeni hâkim olacak.

Lütfü Bey Atilla’nın gözlerine bakarak, “Şimdi karar senin” dedi. Atilla kesin bir itaatle“Siz nasıl isterseniz” diye karşılık verdi.

 

SİSTEME SIZAMAZSAN DIŞTAN YIKMAN ZOR

 

Lütfü Bey yukarı çıkarak odasını toparlayan Atilla’nın yanına geldi.

“Otur şöyle, bak zaman hızla yaklaşıyor. Hoca Efendi de seni yakından takip edeceğini söylemiş.”

“Baba nasıl olacak bu iş, ne işim var CHP’de?”

“Bak oğlum, CHP bu sistemin kurucusu. Bu fikir, bunca yıl boyunca bu ülkenin en önemli kurumlarında hâkim olmuş. Evet, kırk yıl içinde bir elin parmakları kadar iktidarda olmuşlar, ama devleti yöneten zihniyet hep onların elinde olmuş. Askeriyede adalette her yerde.”

“Eeee?”

“Şimdi, sen ve senin gibi gençler bu sisteme sızamazlarsa, dıştan yıkman imkânsız olur.”

 

“SOLCU OLMAK BASİTTİR”

 

“Bu iş bununla biter mi?”

“Bitmez tabii… Sana söylediklerimi hatırla. Senin gibi binlerce arkadaşın şu anda çeşitli kademelerde göreve başladı bile, içlerinde askerler, savcılar, hâkimler, bilim adamları var. Daha onlarcası neredeyse tüm kurumlarda çalışmalara başladı bile. Unutma! Bu uzun, dikenli bir yol ve en özelleri sensin. Hepsinden iyi eğitildin, iyi okullarda, iyi hocalar tarafından okutuldun. Geleceği bizim adımıza değiştirmek ellerinde oğlum.”

“İyi de bunu nasıl becereceğim?”

Solcu olmak basittir. İlk önce Kapital’i iyice oku, solun fikir babalarını, felsefesini tanı. Birkaç şair, birkaç yazar okudun mu tamamdır. Tabii birkaç ayını alır. 

Atilla, artık akşamları eve eskisi gibi erken gelmiyor, vaktinin önemli bir kısmını partide geçiriyordu. Öte yandan Atilla, ilçede yavaş yavaş etkin konuma gelmeye başlamış, örgüt tarafından sevilen, dinlenen bir insan olmuştu.

Genel Başkan (Deniz Baykal) tekrar aday olacakmış” (2005’te Sarıgül ve Baykal’ın yarıştığı kurultay)

“Bu partide onun (Deniz Baykal) hegemonyası daha uzun yıllar sürer. Sen yönetim kuruluna gir ama daha yüksek bir mevki için beklemek lazım. Örgütün elinden tutacak bir görev üstlen. İleride sana lazım olacak çünkü bağlarını iyice güçlendir.”

Ankara, bu genç adamı (Atilla) artık daha sık yanında istiyor, genel başkan neredeyse ekonomiyle ilgili tüm bilgileri ondan alıyordu. Genel Merkezde de yıldızı giderek parlıyordu. Televizyon programlarının aranan önemli bir adamı olmuştu. 

(Lütfü Bey) Tebessümle “Hadi şimdi işimize bakalım” diyerek elindeki listeyi Atilla’ya uzattı. 

“Nedir bu?”

“Bu, gelecekte mecliste, belediyelerde seninle çalışacak olan insanların listeleri.”

“Daha erken değil mi?”

“Anca… daha bunlar üye olacaklar, çalışacaklar…”

“Kim hazırladı bu listeyi?”

 

“O SOLCU GAZETECİ DE Mİ BİZDENMİŞ?”

 

“Fethi hoca bazılarını yazmış, ben eklemeler yaptım. Birkaç arkadaşın katkısı da oldu.”

“İyi de ben bu insanları tanımıyorum. Nasıl çalışacağım?”

“Merak etme, bunlar da özenle yetiştirilmiş insanlar. Şu anda çoğu bu listeden haberdar ama birbirinden haberdar değil. Hepsi, kendini gizli ve önemli bir görevin parçası olarak görüyor.”

Atilla, listeyi uzun uzun inceledi. İçlerinde işadamları, doktorlar, emekli subaylar, ekonomistler, gazeteciler vardı. İsimleri tanıdık olan insan sayısı da azımsanmayacak kadar yüksekti. Şaşkınlıkla:

“Biz, sendikalarda bu kadar örgütlü müyüz? Burada iki sendika başkanı var?”

Lütfü Bey gülerek:

“Ne sandın, her yerde örgütlüyüz. (…) Bu insanların bir kısmı zaten partiye kayıtlı, delegelerin yoğun olduğu bölgelere serpiştirilmiş durumda. Diğer kısmı da senin zayıf gördüğün bölgelerde görev alacaklar.”

“Anadolu örgütünü bilmiyorum.”

“Bilme zaten.”

“Neden?”

“Örgütü baştan sona biz yenileyeceğiz. Birkaç yılımızı alır ama sonuçta güçlü bir genel başkan olmanın temeli, sadık bir örgütten geçer.”

“Eee diğerleri ne olacak? Kolay mı bu kadar insanı tasfiye etmek?”

“Başkaları edebiliyorsa sen de edersin.”

Atilla, sayfalarca olan bu listeyi dikkatli incelerken, hayretten gözleri irileşiyor, gördüklerine inanamıyordu. Gazeteci Burhan Sıla listede, iyi de bu adam haftanın üç günü köşesinde Fethi hocayla uğraşırdı. Eski başsavcılardan Rıfat Bey, yine sol görüşlü bir gazeteci olan İbrahim Ak. Hatta adam o kadar sıkı solcuydu ki, oğlunun ismini DENİZ GEZMİŞ koymuştu. Liste uzadıkça bu kadar tanınmış ismin bu işin bir parçası olduğuna inanmak mümkün gözükmüyordu.

 Atilla, artık genel başkanın vazgeçilmez adamıydı. Yeniden yapılanma projesini de genel başkana sunmuştu. (…) Genel başkan, bu projeye şüpheyle bakıyor, kendisini sürekli destekleyen bu örgütü kaybetmek istemiyordu. Atilla, genel başkanı bu konuda ikna etmeyi de başardı. Var olan örgüt modelini değiştirmeyecek, sadece zenginleştirecekti. İşte kazanmıştı, genel başkanı aşmıştı. (…) Genel başkan görevi ona vermişti, artık bulundukları örgütte değişim başlatmak o yeni isimlerin göreviydi. 

 

ATİLLA BELGEYLE KONUŞUYOR GAZETECİLER DE BUNU ÇOK SEVİYORDU

 

Atilla, gazetecilerin sevebileceği tipte bir politikacıydı. (…) belgeye dayanmayan şeyler söylemiyor, tahminlerini göstergeler ve belgeler üzerinden yapıyordu.

Listedeki isimlerin bir kısmı il-ilçe yönetimlerinde göreve başlamıştı. Örgütler de yeni oluşumdan memnundu. 

Atilla (genel başkanla) görüşmeden çıktığında ilk önce Lütfü beyi aradı. Daha çok insan lazımdı, özellikle Anadolu örgütü biraz daha beslenmeliydi. Lütfü Bey, aldığı bu habere hem çok sevinmiş hem de elinde biraz daha insan olduğunu söylemişti. Gerçi bunlar, ilk liste kadar kalifiye değildi ama nihayetinde militan bir kadro da lazımdı.

Lütfü Beyin sesi titriyor, oldukça yavaş konuşuyordu. Elini iç cebine sokarak Atilla’ya bir liste uzattı. 

“Nedir bu?”

“Hoca Efendiden gelen yeni bir liste… Yanlarında görev bölgeleri de var. Gereğini yaparsın.”

 Atilla son ziyaretinde Lütfü Beye uzunca, artık örgütle pek ilgilenemediğini anlattı. Gerçi ona verdiği listelerin tamamının montajını bitirmişti ama yine de tedirgindi.

Lütfü Bey ise oldukça sakindi.

“Artık senin işini medya devralacak” dedi. “Bak daha şimdiden her gün gazetelerin manşetlerindesin, televizyonlardasın… (…)

Yapılan kamuoyu araştırmalarında CHP %42 gibi bir orana sahipti. Atilla, bu başarının en önemli mimarıydı. Ama her zaman olduğu gibi bu başarı, parti içindeki kimi grupları rahatsız etmeye başlamıştı. Bu kadar önde ve popüler olmak, genel merkez tarafından rahatsız edici bir durumdu. Genel başkan, artık gelecekteki rakibinin kim olacağını biliyordu. Görev değişikliği riskini de göze alamıyordu. 

 

VE ATİLLA GENEL BAŞKAN SEÇİLİR

 

Atilla da durumun farkındaydı. Parti içinde güvendiği birkaç il başkanıyla görüşmeler yapmış, onlar da desteklerini esirgemeyecekleri konusunda söz vermişti. Genel başkanın bilmediği şey, bu örgütün neredeyse yönetim kadrolarının tamamının dolaylı da olsa Atilla tarafından örgütlendiğiydi. Yapılan olağan kurultayda başkanı orada tutan, Atilla’nın kurduğu delegasyondu.  

Kurultaya 15 gün kalmıştı. Atilla, genel başkana göre daha sakindi. (…) Milletvekillerinin büyük bir bölümü, artık genel başkanın devrinin bittiğini düşünüyordu. Partide tekrar tasfiye korkuları başlamıştı. Genel başkanın çevresi yavaş yavaş boşalıyor, herkes yeni yönetimin yanında yer almak istiyordu.    

Yeni bir Karaoğlan efsanesi doğuyordu. Genel merkez, her yeri genel başkanın resimleriyle süslemişti ama salondaki insanların neredeyse tamamının elinde Atilla’nın posterleri vardı. Genel başkan, oturduğu yerden salona bakınca, durumu açık seçik görüyordu. Divan seçimlerinde Atilla’nın listesi büyük farkla divanı oluşturunca, genel başkan için yapılacak fazla bir şey kalmamıştı. 

Tüm kongreler tamamlanmış, şimdi olağanüstü kurultayla parti meclisini değiştirmenin, yönetim kademelerine yeni insanlar getirmenin zamanı gelmişti. Sonrasında da erken seçim kararıyla belediyeleri ve meclisi değiştirmek lazımdı. 

Kurultay hazırlıkları çabucak yapılmış, kısa bir sürede toplanarak güvenoyu alınmıştı. Atilla, kurultayda delegelerin büyük çoğunluğunun oyuyla tekrar genel başkan seçilmişti. Parti meclisi ve diğer kurullar, tam da onun istediği gibi oluşmuştu. 

Ve Atilla genel seçimleri de kazanır ve daha sonra odasında derin düşüncelere dalar. 

 

“HEY APTALLAR! YILLARCA FİKRİYATINIZI ÇÖKERTMEK İSTEYEN BİR ADAMA ÇALIŞTINIZ”

 

Bundan sonra ne olacaktı, düşünmek bile yorucuydu. Onun için içeride çalışan onlarca insan, aslında kimin için çalıştıklarını bilselerdi, bu kadar emek verirler miydi? Kırk yaşında bu büyük başarının ardında aslında bir maske vardı. Çok az kişinin bildiği ustaca hazırlanmış bir maske, tüm hayatını altüst edecek bir maske… İçinden kalkıp salondakilere bağırmak geldi: “Hey aptallar! Aslında bunca yıl, partinizi içten çökertmek isteyen, ideallerinizi, fikriyatınızı yok etmek isteyen bir adama çalıştınız.” Bağıramazdı. Lütfü Beyin söylediği gibi yapılacak çok iş vardı… (…) Bunları düşünürken Lütfü Bey aradı.

“Oğlum, gözlerinden öperim, kutlarım. (…) Bak şimdi telefona kimi vereceğim.”

“Kimi?”

“Fethi hocayı. O da seni kutlamak istiyor.”

Atilla’nın nutku tutulmuştu. (…)

“Atilla, oğlum.”

“Emredin, hocam.”

“Estağfirullah oğlum, bizi bahtiyar ettin. Bu yolda eğilmedin, bükülmedin. Allah, yolunu açık etsin.”

“Sayenizde ve ışığınızla hocam.”

Ve kitap biter.

Bu kitapta farklı olan tek şey şu:

Kemal Kılıçdaroğlu Baykal’a karşı kongrede aday olamadı. Çünkü bunu yapabilecek, delege yapısını değiştirebilecek gücü yoktu. Onun yerine “Fethi Bey” bir kaset komplosuyla Baykal’ı devirdi ve genel başkanlığı ona altın tepside sundu.

Kılıçdaroğlu’nun geçmişini bilemiyoruz. Bir legal geçmişi var ama karanlıkta kalan yanı da. Meçhullerle dolu bir kimlik Kemal Kılıçdaroğlu. Açıkça FETÖ yanlısı izlediği çizgiyi PKK desteğiyle taçlandırdı. Kısaca CHP Gazi’nin çizgisinden çoktan çıktı.

Ardan Zentürk, “Gazi çıkıp gelseydi seni Tandoğan Meydanı'nda sallandırırdı Kemal” derken ne demek istediğini daha iyi anlıyorum şimdi.

yazının kaynağı

YORUM YAPIN

Yorumlarınız editörlerimiz tarafından okunup onaylandıktan sonra yayına alınacaktır.

YORUMLAR

  • As1

    06 Haziran 2018 18:58
    4 0
    HAK DAVA COKK GÜZEL YAZMIS SIMDIKI CHP YE OY VEREN KESINLIKLE VATANI ICIN IYI DÜSÜNÜYOR OLAMAZ BUNLARA. TAVUK BILE VERILMEZ ALLAH GÖSTERMESIN BUNLAR YECÜC VE MECÜC BOZGUNCU YAHU BUNLAR HIC BREEE HIC DANGALAKLAR BUNLAR CHP ,IYI , MIYI , IP , BIB TIP , NE LAN BUNLAR ATIN GITSIN YASASIN BU ALEMIN SULTANI ERDOGAN ASLANIM BENIM YOK BASKASI BU ALEMDE SÜKÜR ALLAH ONU BIZE VERDI LAGALIBE ILLALAH
  • HAK DAVA

    06 Haziran 2018 12:03
    9 0
    FUAT BEY BU DEDİĞİNİZ MÜMKÜN DEĞİL YANİ O DEVŞİRMENİN KILIÇDAROĞLU OLMA İHTİMALİ SIFIR ŞİMDİ NEDEN DİYECEKSİN ÇÜNKÜ HERİFDE ZERRE KADAR BEYİN YOKTA ONDAN .CHP NİN BAŞINA 5 YAŞINDA ÇOÇUK KOYSAM BUNDAN İYİ SİYASET YAPAR.DEVŞİRME KİM KILIÇDAROĞLU KİM PEHH
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ Tümü
BU KATEGORİDEKİ DİĞER MAKALELER
ÖNE ÇIKANLAR Tümü
YAZARLAR

Copyright © 2018 Sesli Makale - Tüm Hakları Saklıdır.

Rta Yazılım

; ;